Bugünlerde içimde bir yerlerde hep aynı soru: “Gerçekten mutlu muyum, yoksa sadece öyle mi görünüyorum?”
Bazen hayatı bir “checklist” gibi yaşıyoruz. Okulu bitir, işe gir, kariyerinde yüksel, daha iyi bir eve geç, daha sağlıklı ol… Tüm kutucukları işaretlediğimizde otomatik olarak mutluluğa erişeceğimizi sanıyoruz. Ama o kutucuklar dolarken içimizdeki o küçük boşluk neden hâlâ büyümeye devam ediyor?
Geçenlerde Hector and the Search for Happiness filmini tekrar izlerken tam olarak bunu düşündüm. İzleyenler bilir; Hector, hayatı “tıkırında” görünen ama aslında ruhu sıkışmış bir psikiyatrist. İşi, sorunlarına çözüm arayan mutsuz insanları dinleyip onlara yardımcı olmak ama kendisi mutluluğun ne olduğunu tam olarak bilmiyor. Sonunda eline bir defter alıp dünyayı gezmeye karar veriyor. Seyahati boyunca aslında tek bir şeyin cevabını arıyor: İnsanlar nasıl mutlu olur?
Kovalamayı Bıraktığımızda Başlayan Şey
Filmde beni en çok gülümseten ve biraz da sarsan derslerden biri şuydu: “Mutluluğu bir amaç haline getirmek, mutluluğun en büyük engelidir.”
Düşünsene; “Mutlu olmalıyım” diye kendimize baskı yaptığımızda aslında ne kadar mutsuz olduğumuza odaklanıyoruz. Oysa mutluluk, biz başka şeylerle meşgulken odaya sessizce süzülen bir güneş ışığı gibi. Çoğu zaman bir sonuç değil, bir yan ürün.
Günlük Hayatın İçine Sızan Küçük “Hector” Dersleri
Film bittiğinde kendimi kendi not defterime bakarken buldum. Hector’un o meşhur listesinden birkaç maddeyi seninle de paylaşmak istiyorum. Hector’un aldığı notları okurken kendimi eski Şıpsevdi sakızlarının kağıtlarını inceliyor gibi hissettim. Hani orada “Aşk nedir?” diye kısa kısa tanımlar yapılırdı ya… “Mutluluk neydi? Mutluluk emekti…” Yok, o sevgiydi galiba! Neyse Hector, sen bizi boş ver, senin defterine dönelim. İşte Hector’un mutluluk tanımları…
- Karşılaştırma yapmak mutluluğunuzu mahvedebilir: Özellikle sosyal medya denen o aldatmaca platformunda; başkalarının “en iyi anlarını” paylaştığı vitrinlerle kendi hayatını kıyaslama. Senin ritmin, senin yolun.
- Pek çok insan, mutluluğun yalnızca gelecekte olduğunu sanır: “Şu sınavı bir geçeyim, şu terfiyi bir alayım, evleneyim, tatile çıkayım, o zaman mutlu olacağım.” Mutluluğu hep bir varış çizgisine, bir takvime veya bir olaya bağlıyoruz. Oysa mutluluk hep “şimdi”nin içinde bir yerlerde saklanıyor; biz ise hep geleceğe bakarken onu ıskalıyoruz.
- Birçok insan mutluluğun zengin olmak veya önemli biri olmak olduğunu düşünür: Hepimize bir gün “zirveye” ulaştığımızda, o çok istediğimiz kariyeri yakaladığımızda veya banka hesabımızdaki rakamlar arttığında her şeyin çözüleceği anlatıldı. Ancak Hector filmde şunu görüyor: Paranın ve statünün getirdiği mutluluk, bir süre sonra sadece alışkanlığa dönüşüyor.
- Mutluluk bazen gerçeğin farkına varmamaktır: Bu madde aslında “Cehalet mutluluktur” (Ignorance is bliss) sözünün Hector versiyonu gibi. Hayat her zaman toz pembe değil; bazen çevremizde olup bitenleri, insanların bizim hakkımızdaki gerçek düşüncelerini veya geleceğin belirsizliğini tüm çıplaklığıyla bilmemek, ruhumuzun bir hayatta kalma mekanizması. Her şeyi didik didik etmek yerine, bazen sadece önümüzdeki güzel manzaraya bakıp o anın büyüsünü bozacak gerçekleri görmezden gelmeyi seçmektir. Yani bazen bilmemek, kalbinizi korur arkadaşlar.

Bazen mutluluk, hikayenin tamamını bilmemektir.
- Mutluluk, tatlı patates yahnisidir: Hector’un listesindeki en “lezzetli” madde. Benim hayatımda ise o yahni yerini taze çekilmiş çekirdekten, sıcak bir Americano’ya bırakıyor. O ilk yudumdaki huzuru kahve severler anladı bile. Kısaca; karnın toksa, sırtın pekse ve karşında yemeğini paylaşabileceğin samimi bir dostun varsa, dünyanın en pahalı yiyeceği bile o yahninin yerini tutamaz. Afiyet olsun Hector, biz mesajı aldık. 🙂
- Mutluluk, olduğun gibi sevilmektir: Filmin ve belki de hayatın kalbi bu madde. Birinin seni; mesleğinden, unvanından, cebindeki parandan, CV’ndeki başarılarından ya da sosyal medyadaki kusursuz görüntünden bağımsız, sadece sen olduğun için sevmesi… Hiçbir sıfata ihtiyaç duymadan, en ham ve en sade halinle “yeterli” olduğunu hissetmek. Gerçek mutluluk, tüm o unvanları ve “en iyi” olma zorunluluklarını kapının dışında bıraktığında başlıyor diyebilir miyiz? Bence deriz, demeliyiz.
Özetle; mutluluğu bir proje sanıp üzerine Gantt şeması çıkarmaya gerek yokmuş. Hayatın akışında her zaman beklenmedik bir Hector listesi ya da Americano krizi çıkabiliyor. Statü, başarı ve mükemmellik peşinde koşarken o meşhur bitiş çizgisine ulaştığımızda, elimizde kalan tek şeyin soğumuş bir kahve ve bitmiş bir takvim sayfası olmasını istemeyiz.



